Başarı = Değer mi?
Birlikte düşünmek için bir soru: Çocuğumun Değerini Sınav Kağıtları mı Belirliyor?
Anne ve babalar olarak çocuklarımız için en iyisini istemek en doğal hakkımız. Ancak bazen bu “en iyi” arzusu, farkında olmadan onları sadece birer “puan” veya “sıralama” objesi olarak görmemize neden olabiliyor. Bugünün dünyasında üniversite kapısı ne kadar dar, rekabet ne kadar sert olursa olsun, sormamız gereken hayati bir soru var: Çocuğumuzun değeri, sınav kağıtlarına sığmayacak kadar büyük değil mi?
Tek Tip Başarı Yanılgısı
Sistem, çocukları genellikle tek bir zekâ türüyle, belirli bir zaman diliminde ölçmeye çalışıyor. Ancak biliyoruz ki zekâ çok boyutludur.
Harvard’da psikoloji profesörü olan Howard Gardner, 1983’te geliştirdiği Çoklu Zekâ Teorisi ile zekanın tek değil, en az 8 farklı alandan oluşan (sözel, mantıksal, görsel, bedensel, müziksel, sosyal, içsel, doğacı) dinamik bir yapı olduğu fikrini getirdi. Her bireyin eşsiz bir zekâ profiline sahip olduğunu vurgulayan bu teori, zekanın geliştirilebilir olduğunu ve eğitimin bireysel farklılıklara göre çeşitlendirilmesi gerektiğini de öne sürer.
Yani zekâ sadece bildiğimiz matematik ve sözel yeteneklerin bir karışımı olan IQ’dan ibaret değildir. Evet kimisi sayılarla dünyayı kurar, kimisi kelimelerle ruhlara dokunurken, kimisiyse üç boyutlu düşünmede ayrışır ya da bir enstrümanla ya da sporla hayatı anlamlandırır. Kimi kendini görmede derindir, kimisi diğer insanları, doğayı veya varoluşu anlamlandırmada fark yaratır…
Zaten eğitim sistemi gerçek hayatın yeterli bir simülasyonu olmadığından adil değildir. Hayatsa farklı yeteneklerin öne çıkabileceği farklı ve çeşitli fırsatlarla doludur.
Eğer biz yetişkinler, sadece sistemin ölçtüğü o dar alandaki başarıyı “tek başarı” kabul edersek, çocuğumuzun sahip olduğu diğer tüm yetenekleri ve o eşsiz potansiyeli görmezden gelmiş oluruz.
Kaygıyı Kim Besliyor?
Çocukların yaşadığı sınav kaygısının büyük bir kısmı, aslında “başaramazsam ailemin gözündeki değerim düşer mi?” korkusundan beslenir. Bizim sınava, başarıya, hayata yüklediğimiz anlamlar, çocuğumuzun kimlik tanımlarına da yansır ve sınav sonucunu bir “hayat-memat” meselesine dönüştürürse, kaygı yönetilemez bir boyuta ulaşabilir.
Öz-liderlik prensibi burada ebeveynler için de geçerlidir:
- Kontrol Alanımız: Çocuğumuza sunduğumuz huzurlu ev ortamı, ona duyduğumuz koşulsuz sevgi ve çabasını takdir etmemizdir.
- Kontrol Dışı Alan: Sınavın zorluğu, o günkü soruların yapısı ve sistemin adaleti.
Biz enerjimizi kontrol edemeyeceğimiz sonuçlara (puanlara) odakladığımızda, çocuğumuzun etki alanını (çabasını ve öğrenme azmini) daraltıyoruz.
Hayatın Sınavdan Büyük Olduğuna İnanmak
Konuşmalarımda sıkça vurguladığım gibi; önce biz inanmalıyız ki çocuklarımız da bize katılsın. Bir gencin kendine olan güveni, sadece sınavdan aldığı notla değil, düştüğünde elinden tutan ve asıl “Sen bu sınavdan ibaret değilsin” diyen bir ebeveynin bakışıyla inşa edilir.
Çocuğunuzun o dar kapıdan geçip geçmemesi bir başarı göstergesi olabilir ama onun hayata karşı duruşu, nezaketi, yılmazlığı, özdeğeri ve kendine olan saygısı asıl zaferdir.
Aynaya Bakma Vakti
Gelecekte çocuğunuzla nasıl bir ilişkiniz olmasını hayal ediyorsunuz?
Bugün kendi kaygılarımız ve görev bilincimizle kullandığımız yıkıcı iletişim dilinin, yıllar sonra aranızda aşılmaz duvarlara dönüşmesini kim ister ki?
Ayrıca çocuklarımızdan saklanmak imkansızdır. Hiç dillendirmesek de onlar aklımızın içindekileri büyük bir netlikle hissederler. O yüzden susmak yetmez, tek çare bakış açımızı kökten değiştirmektir.
Gelin, bugün onlara sadece birer öğrenci gibi değil, keşfedilmeyi bekleyen birer cevher gibi bakalım. Sistemin ölçemediği o derinlikleri biz görelim ki; onlar da kendilerini sadece sınav kağıtlarındaki rakamlarla tanımlamasınlar.
Çünkü bir çocuğun kalbindeki “değerlilik” hissi, dünyadaki tüm diplomalardan daha güçlü bir pusuladır.
🌿Kendin Olmanın Güveni ve Liderliğiyle,
Ebru Ardıç🌿
Görsel NotebookLM ile oluşturulmuştur
