2 Ağustos 2026

Duygularla Barışmak


Birlikte düşünmek için bir soru: Duygularımızla ne kadar barışığız? Nasıl daha barışık olabiliriz?


Epeydir popüler bir kavram var, “Algı yönetimi”. Diyor ki; bir kavramın nasıl algılandığı, çoğunlukla kavramın kendisinden daha önemlidir. Gelişime önem veren kurumsal firmaların aldığı en temel eğitim konulardan birisi “İletişimdir.”’ İletişim bazı eğitimlerin direkt başlığı, geri kalanlarınınsa hiç değilse bir bölümünü oluşturur. Kişisel gelişime meraklı birisi olarak, yıllarca kendime seçtiğim kitapların içinde de en çok yer alan konuların başında geldi. Bugün bunca mesai sonrası konuya dışarıdan bakmaya çalışıyorum. Eskiden bende de ve çevremdeki pek çok kişide “Doğru iletişim” kavramına dair nasıl bir algı var diye düşünüyorum. 

Tek tek değinilemeyecek kadar çok sebebi var. Sonuç olarak iletişim denince aklımıza daha çok “olumlu olmak, kavga etmemek, karşımızdakini anlamaya çalışmak, kendimizi kenara koymak, tahammül etmek, iletişimin yükünü taşımak, kendimizi zorlamak” benzeri şeyler geliyor. Böyle olduğuna bir öğrenci edasıyla inanıyoruz ancak uygulamaya sadece yeterli enerjimiz varsa gönüllü oluyoruz.

Bir mühendis olarak asıl ilgi alanımın psikoloji olduğunu fark etmem sadece bir zaman meselesi oldu. “Psikoloji” ile aşk yaşamaya başlayınca da iletişim konusunda algım zamanla değişmeye ve derinleşmeye başladı.

Öncelikle iletişimi algımızın neden yukarıdaki gibi olduğuna dair sebeplere bakalım. Önemli faktörlerin çoğu kültürümüzde gizli.

İletişim iki taraflı bir kavram.

  1. Karşıdakini anlamak
  2. Kendini ifade etmek

Konu küçük bir makaleye sığdırılamayacak kadar derin. Bu yazıda daha çok kendini ifade etmek kısmı üzerinde gezinmek istiyorum. Çünkü toplumların “iletişim” konusunda en çok zorlandıkları kısım işte tam da burası.

Çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimize bakarak kültür yapımızı rahatlıkla irdeleyebiliriz. Veya sorunlar yaşarken nasıl bir tutum içine girdiğimize ya da büyük mutlulukları, başarıları nasıl karşıladığımıza ışık tutabiliriz.

Genel olarak duygularımızı ifade etmek konusunda tutumluyuz. Çünkü duyguları ortaya sermenin çoğunlukla hoş karşılanmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Pozitif duyguları söylemenin negatif getirileri olarak önümüze konan neler var neler:

  • şımarma
  • şımartma
  • övünme
  • abartma
  • iyi niyetinin kullanılması
  • kıskançlığa veya nazara yol açma 

Negatif duygularda, ifade edildiğinde daha tehlikeli sonuçlar getirir diye ürküyoruz:

  • terbiyesizlik yapma
  • nankörlük etme
  • ilişkiyi bozma
  • kavga etme
  • olumsuz sorunlu biri gibi algılanma
  • hesap soruyormuş gibi algılanma
  • karşıdakini savunmaya geçirme
  • daha neler neler …..

İster üzüntü, hüzün, hayal kırıklığı, korku, keder, yas, ister başka bir duygu olsun, doğanın bize bahşettiği bu duyguların bir amacı var: İhtiyaçlarımızı karşılamak veya değer verdiklerimizin peşinden gitmek için bizi harekete geçirmek. Ama biz onları ifade etmemeyi, bazen görmemezlikten gelmeyi tercih ediyoruz. 

Doğada hiçbir şeyin kaybolmaması prensibi gibi sadece bastırıldığı için hiçbir duygu yok olmuyor. Üstelik bir de zamanla dönüşüyor ve yıkıcı bir hale gelebiliyor.

Yine de hal böyle olunca duygularını bastırmaya alışmış, sadece ifade etmekte değil, bir süre sonra ne hissettiğini bilmekte dahi zorlanan yetişkinlere dönüşüyoruz. Kendi duygularına yabancılaşmak diye de adlandırılabilir. 

Elbette becerilerimizi geliştirmek için çaba göstermez, iletişimden “kaçınırsak” bir süre sonra korkular gerçeğe de dönüşebilir. İletişim de diğer kabiliyetler gibi pratik yaptıkça gelişiyor. Neyin daha çok antrenmanını yaparsak onu geliştiririz. Başka bir deyişle neden kaçınırsak, çalıştırmadığımız bir kasımız gibi onu köreltiriz. 

Bir gün yolum tesadüfen Amerikalı psikolog Marshall B. Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” **kitabıyla keşişti. Kitabının içindeki bir alıştırmayı yapmak istedim. Bu alıştırma bana karşımdaki kişiyle bir sıkıntı yaşadığımda bunu çözmekle ilgili şu konularda pratik kazandıracaktı: 

  • Sorunu yaratan gözlemimi karşıdakini suçlamadan, yargılamadan, sağlıklı bir şekilde dile getirmek
  • Olanların bana yaşattığı duyguları
  • Aslında neye ihtiyacım olduğunu ifade etmek
  • Karşıdakinden istek veya ricamın ne olduğunu söylemek

En belirgin şokumu bu alıştırmanın sonunda yaşamıştım. Kendini ifade etmek için nahoş bir durumda ne hissettiğimi sözcüklere dökmem gerekiyordu. İstediğim kadar zamanım vardı ama sonuç çıkmıyordu. Uğraşınca ancak 1-2 kelime su yüzüne çıkabildi. Kitabın sonraki sayfalarında olumlu duygular için bir sayfa dolusu, olumsuzlar için daha da fazla kelime listelenmişti. Duygu ifadelerinin hiçbiri sofistike değildi, hepsi tanıdıktı. İçlerinden bana uyacak 10’un üzerinde duygu ifadesi buldum. Anlaşılan benim onları ifade etmede antrenmanım yoktu. İfade etmekten kaçındıkça muhtemelen duygularımla bağlantım zayıflamıştı.

Önceleri iletişim konusunda hem doğuştan yetenekli hem iddialı olduğuma inanıyordum. Ancak zamanla fark ettim ki çevremdeki pek çok insan gibi, duygularımı bastırmayı ve karşımdakinin duygularını sezerek ona uygun davranmayı iletişim ustalığı zannediyormuşum. Başka bir deyişle yük taşımayı maharet sanıyormuşum. Elbette o yaşıma kadar iletişimin büyük yükünü dengesiz bir şekilde taşımaya gönüllü olunca, olumlu sonuçlara ulaşmıştım. Zor insanlarla bile her zaman kolay ilişki kurabiliyordum. Ama gerçekten istediğim sonuç kendime bu denli haksızlık etmeme değiyor muydu? Çoğunlukla hayır… 

Bunları fark ettiğimden beri, 6 yaşındaki oğluma duygularını ifade etmesi konusunda yol açmaya çalışıyorum. Bunun için önce onların farkına varıp, birbirinden ayırt edebilmesi gerekiyor. Bol bol aynalama yapıyorum. Özellikle de negatif duyguların, haklarının verilmesinden yanayım. Öfke, kızgınlık, rahatsızlık, hayal kırıklığı gibi negatif olanlar da en az mutluluk, şevk, heyecan gibi olumlu duygular kadar önemli ve gerekliler. Var olmalarının bir sebebi var. Bastırılmayıp, yok sayılmayıp, iyi yönetilmeleri gerekiyor.

Peki siz? Duygularınızla ne kadar barışıksınız?

** “Şiddetsiz İletişim” kitabının okunması gereken temel bir eser olduğuna inanıyorum. Verdiğimiz eğitimlerde katılımcılarımızdan pek çok kez duyduğum bir ifade şöyle: Bu konu ilkokuldan itibaren müfredata alınsa dünya değişir… Tüm kalbimle katılıyorum! Siz ne dersiniz?

🌿 Kendin Olmanın Güveni ve Liderliğiyle,
Ebru Ardıç 🌿


Görsel NotebookLM ile oluşturulmuştur