2 Ağustos 2026

Eğlenmenin Hakkı


Birlikte düşünmek için önemli bir konu : Eğlenmenin Gerçek Değerinin Farkında mıyız?



Geçenlerde Finlandiya eğitim sistemi ile ilgili bir kayıt seyrettim. Batı dünyasının en kısa eğitim gününe ve yılına sahip olan Finlandiya’nın nasıl olup da sonuçlarda (yazının devamında bizim performans dediğimiz kavrama denk geliyor) en iyi olduğunu anlamaya çalışıyordu. Elbette bizim sistemimizle kıyas yapmak ve pek çok fark bulmak mümkün. Gelin bu makalede konuya daha çok düzen, saygı, ciddiyet anlayışımız tarafından bakalım.  

Sosyal sistemimiz ve iş yapma biçimlerimiz; kültürümüz, değerlerimiz ve toplumca temel konulara bakış açılarımızla şekilleniyor.

Saygı ve ciddiyette geleneksel yapıyı düşündüğümde aklıma, Türk Filmlerinde Hulusi Kentmen’in canlandırdığı tatlı sert baba tiplemeleri veya Hababam Sınıfından “Ben Kül Yutmam” diyen iyi yürekli ama asık suratlı öğretmenler geliyor. Kendi öğretmenlerimle ilgili genel bir resim çizsem çok da farklı olmazdı. Onlara ve öğretmeye çalıştıkları şeylere göstereceğim saygının, her zaman ciddiyetimle birleşik bir anlamı olduğunu hissetmişimdir. Eğlenmenin, öğrenmenin veya bir performans ortaya koymanın önemli ve gerekli bir parçası olduğunu düşündüklerini hissettiğimi hiç hatırlamıyorum.      

Oysa bugün, “Öğrenme Psikolojisi” ana başlığında yapılan pek çok bilimsel araştırma, eğlenerek daha kalıcı öğrenmeler olacağını ve performansın da buna bağlı olarak artacağını destekliyor. Finlandiya’nın eğitim sisteminin özünde “çocuklar (bence insanlar diye genelleyebiliriz) mutlu olduktan sonra doğal merak duyguları yardımıyla öğrenme kendiliğinden gerçekleşir” düşüncesi var.   

Konuyu eğitim sisteminden iş hayatına doğru taşıyacak olursak, koçluk kavramına gelmek isterim. W. Timothy Gallwey, yönetimde koçluk yaklaşımının babası kabul edilir. Aslında Amerikalı bir tenis antrenörüdür.  1974 yılında “Tenis’ te İçsel Oyunlar” kitabını yazarak, devrim niteliğinde bir etki yaratır. İçsel oyunlar metodolojisi, spordan iş dünyasına giden yoldaki ilk adım, ilk koçluk modellerinden olur. Gördüğü ilgiyle kitabın diğer versiyonlarını yazar.



“İş Hayatında Zihin Oyunları” kitabı dünya çapında milyonlarca okuyucuya ulaşır. Rehber niteliğindeki bu kitap, dünyada birçok liderlik ve koçluk eğitim akademisinde en çok önerilen kitaplardan biridir. Gallwey kitabının çok sevdiğim bir bölümünde; Performans, Öğrenme ve Eğlenme’nin eski düşünce kalıplarının aksine, birbirine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu uzun uzun anlatır. Öğretinin temel taşlarından biri “Çalışma Üçgenidir”.

Buna göre, “Performans”, “Öğrenme” ve “Eğlenme(keyif)” birlikte hareket eden bir üçlüdür. Herhangi biri ihmal edildiğinde, uzun vadede diğerleri de kötü etkilenecektir.

Haydi bunları iş ve okul hayatı içinde tek tek gözden geçirelim.

İş Yaşamı:

“Performans” kelimesi tartışmasız mutlak hedefi, vazgeçilmez çıktıyı ifade ediyor. Önemini ve ona duyulan ihtiyacı vurgulamaya lüzum yok. Yöneticiler ve çalışanlar her daim belki de fazlasıyla onun peşinde.

“Öğrenmek” ise daha çok tecrübe kazanmak ile denkleşiyor. Çalışma hayatında geçirilmiş zaman, yapılmış farklı işler, alınan eğitimler bu kapsamda fayda sağlıyor. 

Okul Hayatı:

“Performans” kelimesi, eğitim sistemimizde sınav başarısı ve yüksek notlar olarak yerini bulur. 

Eğitim sistemimizin ezbere yönlendiren bir tarafı olsa da hiçbirimiz “Öğrenme”nin önemini yadsımayız.

Peki ya üçüncü önemli element? Keyif alma? Eğlenme? Malesef çoğunlukla her iki mecrada da önemini yadsıyor ve ihmal ediyoruz.

Çoğunuzun “Daha da neler?” diyeceğini duyar gibiyim. Ne de olsa öğrenmek de performans da “ciddi” iştir, değil mi? “Eğlenmekse işi sulandıran, ciddiyeti bozup sonuç almayı engelleyen bir unsur. İnsanlar eğlenmeyi, bir şey öğrenmek veya sonuç çıkartma zorunluluğu olmayan yerlere bıraksınlar değil mi ama?”

İşte bu, tam da bugün ve burada bir an önce terk etmemiz gereken, eskimiş bir düşünce kalıbı. Otoriter aile yapılarından başlayan, geçerliliğini yitirmiş eğitim yöntemlerinden beslenen, toplumda bireye ve biricikliğimize hak ettiği değeri vermeye imtina eden bir yaklaşımın çok sorgulanmadan kabul edilmiş hali!

Neden hem “Mutlu”, hem “Bilge”, hem de “Başarılı” olmayalım ki!…  

Bizim bu çok “Ciddi” sistemlerimizin maalesef kaçırdığı bu bilgiyi kullanan “bilgisayar oyunu endüstrisinin” başarısı üzerine düşünmekte fayda var. Bilgisayar oyunu, başlangıç seviyesinde bir performans ihtiyacıyla başlar. Oynarken bir yandan öğrenir, bir yandan keyif alırsınız ve başardıkça performansınız yükselmeye devam eder.

Hayal etsenize;

  • Oyunda öğrenme durursa, daha iyi performans çıkmamaya başlar. Keyif de azalacaktır.
  • Keyfin azaldığı yerde öğrenme de olmaz, performans da kötüdür, zaten oyunu da bırakırsınız.
  • Performans düşerse keyif de öğrenme de geriler, sonuç yine oyundan vazgeçmek olur.      

İşin sırrı, bu üçlüyü uyumlu bir şekilde yükseltmek ve sizi adım adım sonraki oyun seviyesine atlatmaktır.

Çocuk eğitiminden bir örnekle devam etmek konumuzu destekleyebilir. Dr. Bahar Eriş ve Mümin Sekman’ın birlikte kaleme aldıkları, dünya çapında yapılmış çok sayıda araştırma sonucunun derlemesiyle sentezler ve önermeler yaptıkları “Çocuklar nasıl başarır2” kitabı da bir bölümünde, esprinin başarı üzerindeki etkisini inceler. 1980’lerde Indiana ve Massachusetts Üniversitelerinin araştırmacıları, 70 anaokulu ve birinci sınıf öğrencisiyle bir araştırma yapar. Çocuklara yönelik TV programlarındaki esprili bölümlerin öğrenmeye etkisine odaklanılır. Eğlenceli çocuk programlarından seçilmiş sahneler, akışı bozmayacak şekilde eğitim metaryalinin içine eklenir. Esprili, esprisiz, yavaş ve hızlının kombinasyonlarıyla 5 film oluşur. Ve tabi filmleri izleyen çocuklar, içerikleri ne kadar öğrendiklerine göre teste alınır.

Sonuçlar mı?

  • Esprili programlarda öğrenme, diğerlerine kıyasla anlamlı düzeyde yüksek.
  • Esprili programlarda dikkat süresi de anlamlı olarak uzun. Ancak espri oranı ile eğitim içeriğinin dengesi kritik.
  • Dikkatli öğrenciler esprili ya da esprisiz her durumda öğrenmiş. Ancak özellikle dikkat sorunu olan öğrencilerde espriler çok fayda sağlamış.

Özetle; “doğru yerde, doğru tarzda, doğru dozda “ESPRİ”, öğrenmeyi destekliyor”.

Benzer şekilde yetişkin eğitiminde, eğitmenler için “Oyunlar” çok değerli malzemelerdir. Oyun bir taraftan konuyu destekleyip yaşatarak deneyimi bütünler, diğer yandan katılımcıların birbiriyle kaynaşmasına, keyifli vakit geçirmesine ve rahatlamasına katkıda bulunur. Bu durum aynı zamanda oluşturulmuş psikolojik güvenlik ortamını da güçlendirecektir.   


Geldik “Psikolojik Güvenlik Ortamına”. Neden mi?

Nörobilim anlatıyor. Negatife odaklandığımızda, stresli ve olumsuz duygular yaşarken beynimizde sempatik sinir sistemi aktifleşiyor. Bu da beyindeki diğer bölümleri sessizleştirip sadece hayatta kalmamız için gerekli bilgiye odaklanmamızı sağlayan “Savaş ya da Kaç” sistemini çalıştırıyor. İşte bu durumda öğrenme kaybediyor.



Sinir bilim, daha verimli öğrenmenin “Dinlen ve Sindir” sistemi olarak da adlandırılan para sempatik sistemden destek aldığını söylüyor. “Parasempatik sinir sistemi, yetişkinde yeni nöronların oluşumunu hareketlendirir, bir esenlik duygusu yaratır, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar; bilişsel, duygusal ve duyumsal bir açıklık getirir” deniyor.

“Akışta” olduğumuzda daha iyi öğreniyoruz. Akış ise ancak parasempatik sinir sisteminin aktif olduğu psikolojik güvenlik ortamında mümkündür.

Bu konuyu incelemek için pek çok araştırma yapılıyor. Senaryolar üretiliyor, insanlar bir manyetik rezonans görüntüleme cihazına bağlanıyor, farklı odak noktalarına karşılık beynin hangi kısımlarının en çok faaliyete geçtiğine bakılıyor.

Bu çalışmalardan öğrendiklerimiz şöyle:

Beynimiz tehdit olarak algıladığı durumlarda “Öğrenme” gibi fonksiyonları bir yana bırakıp, “Hayatta kalma” fonksiyonunu çalıştırıyor. Güçlü olumsuz duygu, “mevcut sinir devrelerine erişimi engelliyor ve bilişsel, duygusal ve duyumsal zayıflamaya yol açıyor”.

Eğlenmek bizi alarm durumundan çıkarıyor ve bilişsel yeteneklerimizi aktif modda tutuyor.  

Yöneticiyseniz çalışanlarınız, ebeveynseniz çocuklarınız için kendinize şu soruyu sorun: “Eğlencenin” ve “Öğrenmenin” birlik olup, bizi ihtiyacımız olan “Performansa” yaklaştırması için neler yapabilirim?

Siz siz olun, içinde keyif olmayan şeyler için kendinizi zorlamadan önce, iki kere düşünün.

Eğlenceye ve keyfe hak ettiği itibarı teslim edin.

Önünüzde yepyeni kapılar açılacağından emin olun…  

🌿 Kendin Olmanın Güveni ve Liderliğiyle,
Ebru Ardıç 🌿


Görsel NotebookLM ile oluşturulmuştur