Kurban Kim?
Birlikte düşünmek için bir soru: Sorumluluk Kimde?
Diyoruz ki “Sen Değiş Dünyan Değişsin…”
- Başkaları ya da dünya değişmeyecek olabilir. Ancak bakış açımızı değiştirirsek, bizdeki varlıkları yani hayatımıza etkileri değişecek.
Diyoruz ki neredeyse her zaman seçenekler vardır…
- Elbette her seçim bir vazgeçiştir. Ancak sadece bir yoldan ya da diğerinden yürüyen değil, seçim yapmayıp bekleyen ve akışına bırakan da bir tercih yapmıştır. O da sonucunu yaşar. O zaman hem yaptıklarımın hem yapmadıklarımın bedelleri vardır. Yani seçimlerimden olduğu kadar seçim yapmamalarımdan da sorumluyum.
- Koşullar herkes için eşit değildir, doğru. Her hayatın dinamikleri başkadır. Sorumluluk almak bazen çok zordur. Ya da kurban psikolojisine kapılıp yaşamak bazen daha kolaydır.
İnsanoğlu sorumluluktan korktuğunda, hayatının iplerini bırakıp, kafasını da kuma gömmeyi seçebiliyor. Böylece ondan kurtulabilmeyi umuyor. Sapasağlam ama kuma batmış gözleri göremediği ama durumdan da memnun olmadığı için mağdur olduğuna karar veriyor. İnisiyatif alan “başkalarını” veya “koşulları” suçlamaya hakkı olabileceğini düşünüyor.
Bir kayıp yaşanmışsa, sorumluluk alamamak “inkâr” fazının bir çıktısı olabilir. Durum buysa yas süreci “kabul” fazına doğru ilerlerken dönüşecektir.
Ya da kötü ihtimalle durum kroniktir. Kurban psikolojisi, yaşam stilimize, kişiliğimizin bir parçasına dönüşmüştür. Karamsar ama sarıp sarmalayan, belki bizi konfor alanımızda güvende tutan, ilgi almamızı sağlayarak bir şekilde ihtiyaçları gidermede işe yarayan haliyle, kalıcı bir misafir olur.
- Mantık düzeyinde kim hayatının direksiyonu elinde tutmak istemez ki?
- O zaman kendi hayatından sorumlu olduğunu kabul etmek neden bu kadar zor?
- Ya da neden hepimizin tercihi değil?
- Yoksa yaşarken bizi bu ihtiyaçtan uzaklaştıran, kontrolün ve gücün bizde olmadığına inandıran bir şeyler mi oluyor?
- “Öğrenilmiş Çaresizliklerimiz” mi var?
Bir çoğumuz için öyle…
Peki nasıl?
- Bebeklikten başlayarak, kendi dünyamızda inisiyatif almamız mümkün olamadıysa,
- otonomi ihtiyacımız karşılanmamışsa,
- bize fırsat bırakılmadan her şey hep düzenlendiyse,
- iyi niyetle bile olsa hayatımızı milimetrik olarak kontrol etmeye, düzenlemeye çalışan bir otorite ile yaşamışsak,
- hatta inisiyatif almalarımızda durdurulmuş, cezalandırılmış, utandırılmış ama teşvik edilmemişsek,
Kontrolün istesek de bize ait olamayacağına inanmaya başlamış olabiliriz. Hep birinin bizi eğitmesini, bize yol göstermesini, koşulları düzenlemesini, zorlukları bizim için çözmesini beklemeye alışmış, alıştırılmış olabiliriz. Hatta “bağımlılık” veya “dayanıksızlık” halleri eşlikçimiz olabilir.
- Ya da belki ailede bize düşen rol hep kurtarılmaktı. Zalim, kurban, kurtarıcı üçgeninde bize kurban rolü düşmüştü. Kendimizi kurtarma yetilerimizin gelişmesi için imkanlar zayıf olmuş, kendini kurtarmamanın bedelini ödememiş, kurban olmanın örtülü faydalarına yönlenmiş veya yönlendirilmiştik.
- Veya hayatın kontrolünün bizde olmadığına şiddetle inananlar tarafından büyütülmüşüzdür. Hayatın olduğundan çok daha tehlikeli, adaletsiz ve kötü bir yer olduğunu, üstelik elimizden de bir şey gelmediğini; kendimiz hiç tecrübe etmeden sadece güvendiğimiz başkalarının tecrübeleriyle kabul etmişizdir. Yani ortada “Öğretilmiş Çaresizlik” vardır. “Ya bir şey olursa” mottosu bize yine bağımlılık ve dayanıksızlık getirebilir.
- Ya da büyürken etrafımızdaki katı mükemmeliyetçilik, hata yapma korkusunu, onay bağımlılığını, yüksek standartlar geliştirmeyi, sorumlu tutulma ve suçlanmadan kaçınma halini büyütmüştür. Mecbur olmadığımda bir şey başlatmaz, bir şey yapmaz veya inisiyatif almazsam kimse de beni suçlayamaz inancı büyümüş olabilir. Sorumluluk bende olmasın ki kaçınılmaz kötü sonuçları ben taşımayayım inancı geliştirmiş olabiliriz.
Bunlar kurban psikolojisinin nedeni olabilecek senaryolardan sadece birkaçı…
Kurban psikolojisi bir süre sonra bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. Düşünceler, duygular ve davranışlarda sabit kısa yollara, alışkanlıklara, kimliğimize, kişiliğimize bulaşır. Kolayımıza gelir. Sorumluluk almak zor ve tehlikeli bir seçeneğe dönüşür. Aksi de zaten hep mümkündür, bugüne kadar öyle yaşamışızdır.
Sebepleri anlamak iç görümüzü ve kendilik anlayışımızı zenginleştirir. Ancak ikinci aşama olarak hayatımızın sorumluluğunu almaya dönük bir stratejiye yönlenmezsek, sebeplerini bilmek nasıl da haklı olduğumuzu daha iyi açıklarken “kurban psikolojisini” beslemekten başka bir işe yaramayacaktır.
Ta ki artık kurban olmak istemediğimizi, olmayabileceğimizi fark edip, değişmeye niyet edene kadar.
Artık bir yetişkiniz. O çaresiz, o bağımlı küçük çocuk değiliz. Koşullar değişti. Geçmişte bize çoğunlukla yardım etmiş olan bazı eski stratejiler artık geçersiz olabilir. Çünkü ne koşullar ne biz aynıyız.
Görevimiz : Artık geçerli olmayanlarla vedalaşmaktır.
Değişmek Mümkün Müdür?
“Elbette”
Nefes aldığımız sürece “Niyet” sahiciyse sorumluluk bilincine geçmek mümkündür.
Konfor alanından çıkmak gerekecek değil mi?
“Evet”
Şems-i Tebrizi ne diyor?
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Kolay Olacak mı?
“Bize bağlı”
İsteğimize, duygusal alışkanlıklarımızın derinliğine, değişimi ne kadar kucakladığımıza bağlı.
Bilinmeyende acemilikle yürümenin zorluklarına ne kadar hazır, ısrarcı, azimli ve dayanıklı olduğumuza da.
Alışkanlıklar bir günde oluşmadılar, elbette bir günde çözülmeyecekler. Ancak yeni alışkanlıklar yaratmanın mümkün olduğunu biliyoruz.
Yeni yollar güçlendikçe eskileri çözülmeye devam edecek.
Niyetimiz sağlam olduğu sürece;
“Sorumluluk Bilincine Geçmek” de “Kendinin Lideri Olmak” da mümkündür.
Vaadettiği ödüllerse hayal gücümüzün sınırlarını aşabilir…
🌿 Kendin Olmanın Güveni ve Liderliğiyle,
Ebru Ardıç 🌿
