Eğitimler Faydasız mı?
Birlikte düşünmek için bir soru: Eğitimler gerçekten faydasız mı?

Doğa ve insan varlığının temel gerçeği olarak değişim hep vardı. Sokrates’ten de önce MÖ. 6. yüzyılda Efes’te yaşamış ilk hakiki filozof sayılan Heraklietos’un ifadesinden “Değişmeyen Tek Şeydi”. Teknoloji ve iletişim imkanlarındaki gelişmeyle bugünlerde artık “Değişimden değil” onun hızından hatta “Değişim İvmesinden” yani “Değişim Hızının Hızından” bahseder olduk.
Yaşadığımız dünya son sürat değişirken, ona uyumlanma ihtiyacımız da artıyor. Değişimi yakalayabilmek için en verimli seçeneklerden biri eğitim almak. Eğitim için kaynak ayırmak gerekiyor. Diyelim zaman, para, enerji, insan kaynağı ayrıldı, tüm detaylar emek emek hazırlandı, eğitim alındı. Peki elimizde ne kaldı? Mesela aradan 2 hafta geçti, eğitim alanlar ne durumda? Öğrendiklerimizin ne kadarını hatırlıyoruz?
İlk cevabı ben vereyim: 20 yıla yakın kurumsal hayatta kaldım. Şanslıydım, eğitime yatırım yapmayı işinin doğal bir parçası kabul eden şirketlerde çalıştım. İşini hakkıyla yapan eğitmenlerden, çok sayıda teknik eğitim ve ince yetenek eğitimi aldım. Bugün ne kadarını hatırladığıma dönüp bakıyorum: Gerçekten çok az detayın aklımda kaldığını fark ediyorum. Ayrılan onca kaynağa rağmen, “unutma” meselesi burada bir terslik olduğu duygusu yaratıyor. Ne yani, şimdi her şey boşa mı gitti?
Mizaç olarak da meraklı ve öğrenci ruhlu biri olarak, aldığım her eğitimde ruhumu açtığımı, anlamaya ve kendimdekilerle birleştirip sahiplenmeye çalıştığımı, eğitmenin anlattığı şeylerden sınıf ortalamasının üstünde fayda sağladığımı hatırlıyorum. Her eğitimin bende yarattığı bir his, bir tat var. Eğitimden sonra bazı konularla ilgili, günler bazen haftalar boyunca ara ara düşündüğümü, çevremdekilerle değerlendirmeler yaptığımı hatırlıyorum. Ama bugün sorsanız, o değerlendirmelerin tam olarak ne hakkında olduğunu etraflıca anlatamam. Yoksa aynı soruya geri mi döndük, eğitim için harcanmış bütün çabalar nafile miydi?
Gelin burayı biraz irdeleyelim. Beynimizin nasıl çalıştığına, hatırlama ve unutma mekanizmasına ışık tutalım.
Belleğin 3 temel işlevi olduğu bilinir.
- Öğrenme: Yeni bilgiler önceden depolanmış bilgilerden farklı ve anlaşılır şekilde kodlanır. Yeni nöron bağlantılarının oluşumu
- Depolama
- Çağırılma ya da Hatırlama
Hatırlamanın işleyişi incelenirken, bellek kısa süreli ve uzun süreli olarak ikiye ayrılıyor.
Kısa süreli bellek bilgisayardaki RAM’e benziyor, geçici öğrenmeyi veya akılda tutmayı sağlıyor. Bu bellekte unutma sonrası çağrışım ve hatırlama gerçekleşmiyor. Kısa süreli bellek, maalesef bizim eğitim sistemimizde sınavlardan önce en çok kullandığımız bellek türü. Bilgileri uzun süreli belleğe alamamışsak, sınav bitikten sonra hepsi kanatlanıp uçuyor. Ve o kadar bilgiyi aklımızda tutmak için harcadığımız enerjiye de yazık oluyor.
Bilgilerin bellekte fazla kalması yani uzun süreli belleğe aktarılabilmesi için “Yineleme” ve “Gruplama” gerekiyor.
Uzun süreli bellek, öğrenilenleri uzun süre hatta yaşam boyu saklayabilen kısım. Buradaki bilgiler, eski bilgilerle birleşmiş, gruplanmış, dış etkilere karşı daha dirençli hale gelmiş oluyor. Bilgiler hafızada değilmiş, kaybolmuş gibi görünse de atılmıyor ve zamanı gelip, gerek duyulduğunda geri çağırılabiliyor. Bir şeyi bildiğimiz ama “ben bunu nereden biliyorum acaba” dediğimiz zamanlar uzun süreli hafızamız devrede.
Uzun süreli hafızaya alınamamış bilgiler, önce hızlı sonra yavaş yavaş unutuluyor. Öğrenilenlerin en büyük bölümünün ilk 8 saat içinde silikleştiği ve en son öğrenilenlerin en kolay unutulduğu biliniyor.
Beyinle ilgili araştırmalar, ilk öğrendiklerimizin, en ilginç bulduklarımızın, en çok tekrar ettiklerimizin ve en son öğrendiklerimizin akılda kalma şanslarının daha fazla olduğunu gösteriyor.
Uykunun da öğrenmede unutmayı yavaşlatan bir rolü var. Yatmadan önce tekrar yapıp uyumanın kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya transferi kolaylaştırdığı bir gerçek.
Tam burada “Eğlenmeye hakkını teslim etmek” adlı makalemize atıfta bulunmak gerekiyor. Doğru yerde, doğru tarzda, doğru dozda espri ve eğlenme faktörünün öğrenmeye destek olduğunun farkındayız.
Nörobilimin ışığında “psikolojik güvenlik ortamının” parasempatik sinir sistemimizi devreye aldığını biliyoruz. Bunun da beynimizde yeni nöronların oluşumunu hareketlendirdiği, bilişsel, duygusal ve duyumsal bir açıklık getirdiği bilimsel çalışmalarla ispatlanmış durumda.
Yoğun stres öğrenmeye iyi gelmiyor. Beynimiz tehdit olarak algıladığı durumlarda “Öğrenme” gibi fonksiyonları bir yana bırakıp, “Hayatta kalma” fonksiyonunu çalıştırıyor. Güçlü olumsuz duygu, “mevcut sinir devrelerine erişimi engelliyor ve bilişsel, duygusal ve duyumsal zayıflamaya yol açıyor.
Akışta olduğumuzda ise aklımız daha açık.
Uzun süreli hafızaya giden yolda bir önemli anahtar daha var. Duyguya dokunmak, etkilenmek. Çünkü sevdiğimiz şeyleri, yüksek frekansta hissettiğimiz iyi ve kötü duyguları, psikolojik olarak örtülemedilerse travmalarımızı uzun süreli hafızaya alıyoruz. Olmadık bir zamanda duyduğumuz bir kokunun veya bir şarkının bizi hatırladığımızın hiç farkında olmadığımız bir çocukluk anımıza götürmesi gibi. Bilinç ve bilinç altı konularının, sağ ve sol beyin kayıtlarının devreye girdiği alan.
Tüm bu bilgiler ışığında başta sorduğumuz soruya cevaben :
Eğitim sonrasında bilinçli bir çabayla uygulayıp alışkanlık haline getirdiğiniz şeyleri hep hatırlayacaksınız. Çok geçmeden eğitim içeriğinin önemli bir bölümünü hatırlamadığınızı sanacaksınız. Ancak öğrendiğiniz pek çok şey, unuttuğunuzu da sansanız ömür boyu sizinle kalmaya devam edecek. Tam ihtiyacınız olan yerde belki kaynağını bile hatırlayamadan, nerden bilmem ama bunu biliyorum dedirtecek.
Bunlarla birlikte; her birimiz biricik ve özeliz. 7,5 milyarlık dünyada zihni birbirinin aynı olan iki kişi bulmak mümkün değil. Bu da dünyayı bu kadar renkli bir yer haline getiriyor. Zihinlerimiz, karakterlerimiz, yaşamdaki duruşumuz ve değerlerimiz homojen olmadığı için, herkes eğitimlerden aynı yerlerde ve eşit miktarda kazanım elde etmiyor.
Bilgi seviyemiz yani halihazırda ne kadar nöron bağlantımız olduğu, özellikle ince yetenek eğitimlerinde konuya psikolojik açıdan nasıl yaklaştığımız, diğer bir deyişle bakış açımız gibi pek çok değişken sonucu etkiler. Onlarca varyasyonu olabilse de gelin birkaç tanesini birlikte inceleyelim:
Varsayalım ki bir “İletişim Becerileri” eğitiminden bahsediyoruz.
- Kimi insan, konu ile ilgili aklı zaten dolu gelir, arayıştadır. Ortaya konan fikirleri havada yakalar, eğitimde deneyimlemeye başlar ve sahiplenir.
- Kimi konuya hakimdir ama yerine oturtamadığı yerler vardır. Eğitimle birlikte fikirleri bağlamına oturtur.
- Kiminin eğitimle birlikte ilk defa duyduğu, fark ettiği, bolca düşündüğü noktalar olur. Konuya ilgisi artar, şaşırdığı, belki özeleştiri bile yaptığı noktalar olur, farkındalık geliştirir.
- Bazısı için eğitim sonuna kadar sağlamlaşamayacak olsalar da ilk nöron bağlantıları oluşur. Ancak hayat devam ederken, bağlantıların devamı çevredeki diğer uyaranlardan gelmeye devam edecektir.
- Kimisi için vakit henüz gelmemiştir. Ancak farklı bir bakış açısıyla karşılaşır. Kendi sentezini yapmak için bir başlangıç yapmıştır, konuyu olgunlaştırması için hayat ona yeni fırsatlar getirecektir.
Ancak ne olursa olsun, ilk gün eğitim salonuna girenle, bitişte salondan ayrılan, artık aynı kişi değildir.
Biz eğitimlerimizin yaratacağı faydayı en üst düzeye çıkarmak için yetişkin öğrenmesinin bilimsel temellerini bilmenin ve bunu eğitim akışıyla örtüştürmenin önemine yürekten inanıyoruz. Hoşa giden, ruhunuza dokunan, kalbinizde hissettiğiniz, anlam bulduğunuz şeylerin uzun süreli hafıza kapısının anahtarı olduğunu akılda tutuyoruz. Konuları duyguya dokunarak ve olası en yüksek katılımı hedefleyerek işliyoruz. Uzun süreli hafızayı hedefleyerek, eğitimlerde tekrara bolca yer veriyoruz. Gelişim programlarında her eğitim içeriğinin birbiriyle konuşuyor olmasını çok kıymetli buluyoruz.
Beynimiz çalıştırıldıkça güçlenen bir kas gibidir. Öğrenme, beynimizde yeni nöron bağlantılarını tetikler. Rutinimizden çıkmak, farklı görüşlerle karşılaşmak, yeni şeyler öğrenmek, görüş açımızı genişletirken beynimizi geliştirir, insanlığımızı derinleştirir.
Yani içeriği unutacaksak eğitimler faydasız mı? Asla… Arının ürettiği bal, üstüne konduğu her bir çiçeğin aromasından bir parça taşırsa; biz de verdiğimiz her kararda, karakterimizdeki her bir parçada; bugüne kadar yaşadığımız hayatın, ilişkilerimizin, aldığımız tüm eğitimlerin, okuduğumuz tüm kitapların toplamıyız…
Brezilyalı yazar ve gazeteci Martha Medeiros’un çok sevdiğim şiiri diyecek fazla söz bırakmıyor:

Nefes aldıkça; okumaya, öğrenmeye, yeniliklere ve değişime kalbimizi açmaya devam…
Not: Bu yazıyı yazmama hatta yazı başlığına ilham olan başka bir yazıdan bahsetmek, buradan Cemal Tunçdemir’e selam etmek isterim. Okuduğumuz kitapları unutmamız üzerine yazdığı çarpıcı yazının linkini burada bulabilirsiniz.
https://www.matematiksel.org/kitaplarda-okuduklarimizi-unutuyorsak-hala-neden-okumaliyiz/
🌿 Kendin Olmanın Güveni ve Liderliğiyle,
Ebru Ardıç 🌿
